Plaka

Bugün Plaka dedikleri güzel bir çarşıdayız. Akropolis’e çok yakın. Çok fazla turist var Plaka’da. Güzel kızlar, yakışıklı erkekler.. Yaşlı amca ve teyzeler oldukça orjinaller… Değişik bir atmosferi var, gezerken adımlarımı yavaşlattım çabuk bitmemesi için. Zaman dursun istedim.

IMG_0601

Plaka’da herşeyi bulmak mümkün. Greece yazan magnet ve anahtarlıklar, kanvas çantalar, ipek şallar, zeytinyağlı bitkisel ürünler satan mağazalar.. Her bütçeye uygun hediyelik eşyalar.. Fakat benim gözüme en çok deri sandalet satan mağazalar çarptı. Sayıları oldukça fazla.

IMG_0767

(PLEASE DONT TRY,İT’S NOT YOUR SIZE)

Esprili satış taktikleri : ))

IMG_0658

Loukoumos pek hoşlanmadı ama ben bu süslere bayıldım. İlerde kendime ait bir evim olursa ilk işim bunlardan edinmek. Yaşasın!

Ben Plaka’dan kendim için geleneksel hediyemi aldım. Üzerinde Greece ve Athens yazan şaffaf bir kupa. (ilk defa kendi beğendiğim kupayı almadım. Bu kupayı loukoumi mou beğendi) Serkan’ cığım için gittiğim her ülkeden 1 adet fincan alıyorum. Gelenek yine bozulmadı. Serkan için bir Türk kahvesi fincanı, küçük bir uzo aldım. Loukoumos ise Serkan için orjinal taşlardan yapılmış güzel bir kolye aldı. (o dükkandaki kızları öldürmek istiyorum.)

Nisan ayındaki Hamburg gezisinde kendime çok tatlı kumaş bir çanta almıştım. Kızlar çok sevmişti. Bu defa unutmadım! Yeşim’e, Hazal’a ve Derya Hanıma söz vermiştim. Onlar için de Greece yazan birer çanta aldım. Çok mutlu olacaklar!

IMG_0605

Plaka’yı mutlaka gezin. Şirin cafe ve restoranlarıyla, sokak müzisyenleri ile şirin mi şirin bir yer. Unutmadan, Plaka biraz pahalı. Benden söylemesi.

Küçük Misafir

Bugün Arisaki’nin annesi ile tanıştım. İsmi Maria… O kadar tatlı ve cana yakın ki.. Dinçliğine ve enerjisine bakarsanız asla 71 yaşında olduğuna inanmazsınız. Çok güçlü bir kadın. Gözlerinden yaşam enerjisi fışkırıyor.

Buradaki insanları tanıdıkça ‘yaşlılık’ kavramım dejenere oldu. Mesela Türk toplumunda 45ten sonra insanların duruşları ve tavırları değişmeye başlar. Sözlü olarak belirtilmese de herkese bir korkaklık çöker ve genelde bunu ’olgunluk’ diye satarlar. Yunanistan’da öyle değil. 60 yaşındaki bir insandan genç diye bahsediliyor. Bakıyorum, evet yüzü buruşuk kırışık ama yaşadığı hayata, sarf ettiği enerjiye kıyasla düşündüğümde benden genç! Cidden kafam karıştı. Bu insanlar da yaşlanıyor, sadece hayattan ellerini eteklerini çekmiyorlar hepsi bu.

Bayan Maria ve ben kahve içerken bunlar geçti aklımdan… Sonra Arisaki yüzünde bir gülümsemeyle bizi çağırıp yan odadaki misafirimizi gösterdi.

Bu sabah minik bir kuş kondu penceremize. Biraz soluklanmak için belki de..

IMG_0458

Sana da günaydın!

Sabah Ritüeli

 

IMG_0559

Can çıkmayınca huy çıkmaz derler. Hiçbir tatilime kitapsız çıkmadım. Kıyafet, aksesuar, makyaj malzemesi gibi şeyler, yokluğu dert edilmeyenler arasında benim için. Ama kitap olmadan şurdan şuraya adım atmam!

Sabahları çok erken uyanıyorum. Bütün tatillerimde olduğu gibi! İşe gidecek olsam asla kalkamam yataktan.. Sayısız geç kalmışlığımın hangi birini anlatayım? Fakat tatile çıkınca bir şey oluyor bünyeme. Mesela Almanya tatilimde sabahın köründe kalkar uzun yürüyüşlere çıkardım. Bunu o zamanlardaki zihin karışıklığım zannetmiştim. Görünen o ki bunun zihinle ilgisi yok. Ben tatile çıkınca bedenim kıllık yapıyor.

Neyse, Elif Şafak, Erhan Bener ve Tom Robbins eşlik ediyor bana bu tatilimde. Her sabah gözlerimi açtığımda  bir kahve hazırlanmış oluyor benim için. Mutluluğun tanımına dair çok fazla birikimim var. İsteyen olursa daha sonra paylaşırım. Hemen kuruluyorum kitabıma.. Sabahları yapın lütfen bunu. Nasıl iyi gelecek göreceksiniz.. Kitap gibisi yok.

Zamanın Adaleti

IMG_0511

Sounıon’da günbatımı..

Zaman hep aynı hileye başvuruyor.

Sevdiklerinizle birlikteyken… ya da sevdiğiniz bir şeyi yaparken… Olabildiğince hızlı ilerlerken, hoşlanmadığınız bir durumda asla kıpırdamaz akrep ve yelkovan. Dakikalar birer yıl olur sanki..

Bu hiçbir zaman değişmiyor değil mi? Evet.

Zaman herkes için aynı mı? Evet.

Peki bir mesaj veriyor olabilir mi dersiniz? Hayatı ıskalamadan yaşayabilmek, her saniyeyi değerli kılmak gerektiğini anlatabilmek için…

Anı yaşa diyor olabilir mi zaman?

Geçmişe takılma, gelecek için endişelenme. Sadece bugün var diyor olabilir mi?

Biraz Mitoloji

Denizler Tanrısı Poseidon’un evindeydik bugün.

IMG_0483

Bugün Porto Rafti’ ye 30 dakika uzaklıkta olan Sounion’ a gittik. Motorla! Hayatımın en keyifli tatilini geçiriyorum. Bazı insanlar vardır, yaşları yoktur. Hangi zaman dilimine ait olduklarını kestiremezsiniz. Sadece anı yaşarlar çünkü. Onlardan biri var yanımda. Her anı keyifli, her anı neşeli.

Poseidon, bir çok kaynakta Denizler Tanrısı olarak geçmekle birlikte Yunan mitolojisinde neredeyse erkek kardeşi Zeus kadar itibar gören bir Tanrıdır. Genellikle keçe saçlı, kırçıl sakallı ve yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.

Poseidon, Yunan mitolojisine göre hem bütün denizlere hükmeder, hem de yabasıyla karalardan kopardığı kara parçalarını denize fırlatarak adaları meydana getirmiştir. Eski çağlarda büyük denizlere açılacak olan bir denizci mutlaka Poseidon’ a yalvarır onun için kurban kesermiş.

”İyi ki tarih okumuşum..” dediğim zamanlardan birini yaşadım bugün. Geçmişi idrak etmek çoğu zaman yolunu aydınlatır insanın. 2.000 yıllık taşlara bakarken düşündüm hep.. Evrendeki değerimiz nedir? Hayatın neresindeyiz? O taşlar 2.000 yıldır orada.. Biz nasıl bir iz bırakacağız arkamızda… Ne kadar hatırlanacak hayatlarımız?

Bir uçak bileti, hakkında çok az şey bildiğin Poseidon’ un evine getirebiliyorsa, hayatın kalan kısmı için nasıl bir cümle kurulabilir… Düşünmek lazım.

Selam olsun sana Poseidon…!

Spetses Island

İlk durağımız Spetses Island… Muhteşem bir yer. Porto Rafti’ye yaklaşık 2,5 saat uzaklıkta. 2 saat süren kara yolculuğunun sonunda küçük botlarla ulaşıyorsunuz bu muhteşem adaya..

image

Bu fotoğrafı, kiliseyi andıran bir müzenin önünde çektim. Spetses Adası’nın çeşitli yerlerinde toplar var. Vakt-i zamanında adayı Türkler’ den korumak için yerleştirildiklerini öğrendim. Bir de Yunan adalarındaki -ev ya da otel- yapıların tamamı istisnasız beyaz ve mavi renklerden oluşuyor. Değişen sadece mavinin tonları. Spetses adasında 3 katı geçen yapı yok. Bütün evler ya tek katlı ya da iki..

IMG_0409

Nana ve Marios çiftini yeni tanıdım. Yıllardır bize anlatılan ”Türkler ve Yunanlar kopya edilmiş iki millettir” sözüne artık inanıyorum. Espri anlayışları, komşuluk ilişkileri ve doğallıkları ile gerçekten kopya gibiyiz.

Bizi evlerinde ağırladılar. ‘Türkler misafirperverdir’  lafını söyleyen henüz bir Yunanistanlı ile tanışmamış demektir. Attığınız her adımda işinizi kolaylaştırmaya çalışıyorlar. Bütün konforunuzdan sorumluymuş gibi hissediyorlar. Mesela adamın biri, siz yorulmayın diye iki tane çantayla yürümeye çalışabilir.

Böyle seyahatlerin en güzel tarafı nedir biliyor musunuz? Dünyanın her yerinde iyi insanlar yaşıyormuş dersiniz… İyi bir insan olmaya çalışıyorsanız, bu düşünce sizi mutlu eder, yalnız olmadığınızı hissedersiniz.

IMG_0412

Spetses Island’a dair gözlemlerim ise… Genelde ekonomik problemleri olmayan, gelir seviyesi ve yaşam standardı yüksek insanların daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Evler çok pahalı, butik otel ve pansiyonlar çok pahalı, alışveriş yapmaya kalkarsanız o da çok pahalı.. Mesela Atina’da 5 euroluk bir çanta Spetses’ ta 25 Euro. Fark çok fazla. Hadi turistik yer, olur böyle şeyler diyelim.

Yüzme konusunda iddialıysanız Spetses iyi bir yer. Tertemiz plajları ve pırıl pırıl denizi ile açılın açılabildiğiniz kadar. Ben bu kategoride değilim malesef. Aklım çıkıyor suya girince. Vücudumun izin verdiği ölçüde bir kaç saati geçmeyen sürelerde güneşleniyorum sadece. Benim payıma düşen bol bol kitap okumak.

Git Dedi Kalbim

image

İçimde bir deliyle yaşıyorum.

Ne zaman güleceği ve ne zaman ağlayacağı hiçbir zaman kestirilemeyen..

İçimde biri var. Diğer insanlara benzemiyor. Yalnız ve dengesiz. Sürekli kulağıma bir şeyler fısıldıyor. Bazen kahkaha attırıyor, bazen gecelerce ağlatıyor beni.

2 Nisan sabahı bir şey oldu bana. Adını koyamadığım bir şey. Daha öncekilere hiç benzemeyen bir şey. İçimdeki deli yine peyda oldu kulağımın dibinde. ”Aradığın bu” dedi.

Bir yola çıktım ben o sabah. Sonunun nasıl biteceğini bilmediğim bir filmin başrol oyuncusu oldum.

İçimdeki deli  ”Git” dedi bana. ”Aynı denizin, başka bir kıyısında senin aradığın.”

Gidiyorum ben de…

Değişmez yol arkadaşım sırt çantamla..

Deutschland

Sosyolojik tesbitler yapmaktan pek hoşlanmam. Genelde de Türklüğüyle gurur duyanlardanım.

‘Azınlık’  duygusunun ne demek olduğunuysa Türkiye’deki mevcut iktidara maruz kalan her birey ve maalesef bundan önceki dönemlerde de ayrıştırılmış insanlar bilir. Herkesin kendini  ‘azınlık’  hissettiği bir ülkede yaşıyor olmanın enteresan kazanımları da var tabi.

‘Azınlık’  davranışlarındaki mantıksızlık silsilesini daha kolay kavrayabiliyor, yalnızlık hissinin insanı nasıl manyaklaştırdığını tahmin edebiliyor… nihayetinde  ‘mazur’  görebiliyor, en azından tolere edebiliyorsunuz.

İyi bir gözlemci olduğumu söylerler. Almanya’ ya ait gözlemlerim ise şunu söylüyor, Almanya’daki Türkler’ in çok az bir kısmı iyi yerlere gelip şapka çıkartılacak işler yapmış.

% 80′lik kısmına bakarken dehşete kapılıyor insan.

Türkiye’ye gelip gittiklerinde epey izlemiştim ben bu güruhu. Bizim mahallede vardı mesela ‘Alamancı’ amcalar, teyzeler…

Ne onlardaki  ‘sonradanlığın’  ne de çocuklarındaki gerzekliğin adını koyabilmiştim küçükken. Sadece ‘normal insan’ olmadıklarından emindim. Hatta şimdi yazarken aklıma geldi, bir keresinde  ‘görgüsüzlük ne demek anne?’  diye sormuş, annemden de  ‘yan komşularımız gibi’  cevabını almıştım.

Hatırlarsanız 1950′ lerde Türkiye’den Almanya’ya  ‘niteliksiz iş gücü ihtiyacına yönelik’  binlerce Türk gitmişti. Nakledilen nüfus niteliksiz.. Türkiye’de geçinemeyen, daha iyi koşullarda yaşamak için değil, sadece karnını doyurmak için ‘çeşitli’ işlerde çalışmayı baştan kabul etmiş bir nüfustan bahsediyoruz.

Şimdi o görgüsüzlerin yetiştirdiği 2. ve 3. kuşak Türkler’in ciddi bir oranı matrak duruyor gerçekten. Almanya gibi dünyanın en disiplinli ve ilkeli eğitim kurumlarının bulunduğu bir ülkede yaşıyorsun di mi? Üçüncü kuşakta mı aklınıza geldi üniversitelere gidebilmek? İnsan hayret ediyor gerçekten…

Babam bir keresinde ‘parası olmayanın kafası da çalışmaz kızım’ demişti. Görünen o ki bu tespit doğru. Adamlar Avrupa kültürüne entegre olmak, öğretilenin dışına çıkmak, kendilerinin dışındaki dünyayı tanımaya çalışmak yerine, yerleşim alanlarını dahi aynen taşıyarak bütün antipatiyi toplamışlar. Avrupa’lı olmalarını zaten beklememeliyiz..

Ama en azından yaşam biçimlerindeki ufak nüansları yakalasalardı kötü mü olurdu? Bütün Almanlar’ın muhteşem bahçe düzenlemeleri yapılırken, bizimkilerin bahçelerinde neden teneke kutulara dikilmiş soğanlar var? Neden hala çamaşırlarını-donlarını balkona boydan boya sererek kurutuyorlar? ‘Balkonda don seriliyse Türk oturuyordur’ diye dalga geçtiler yanımda… ve nedense o don serili evlerin önünde hep son model bir mercedes var…

Sorunca da ‘Kültürümüzü koruduk’ diyorlar iyice geriliyorum. Ben babamın donunu hiç görmedim. Senin koruduğun şey bizim kültürümüz değil bence.

Kültürünü gettolar yaratmadan da koruyabilirsin. Kendini soyutlamanın sana kazancı ne oldu bunca yılın sonunda? Hala uçağa 10 kiloluk turşu bidonuyla binmeye kalkıştığına göre…???

Kültür mü koruyacaksın? Türk mutfağını tanıt, her köşe başına dönerci açacağına? Kültür mü koruyacaksın? Yöresel halk oyunlarını tanıt? Festivaller düzenle?

Neden son seste dinliyorsun müziğini? Bu insanlar seni neden şehrin en iğrenç mahallelerine layık görmüş hiç düşündün mü? Hiç denedin mi ‘taşıdığın değerlerin’  dışındaki dünyayı algılamayı?

Asmış donlarını balkona… Kültürümüzü koruduk diyor…

Mesela Türk bir aileyle tanıştım. Babanne/dede gelmiş ilk.. Bunlar üçüncü kuşak.. Evdeki herkes çalışıyor. (Yıllar önce olduğu gibi Almanlar’ın yapmaya tenezzül etmediği işlerde. Yine akıl edilememiş acaba nasıl ileri gidebiliriz? diye düşünmek) Ağabey gündüz bir markette kasiyerlik yapıyor, iki kız kardeş okuldan çıkınca işyerlerine ofis temizlemeye gidiyor. Yaşlı anne de evlere temizliğe gidiyor, baba taksicilik yapıyor. Kalabalık aile oldukları için devletten de yardım alıyorlar…

Ne olabilir standart? Geçim sıkıntısı gibi duruyor değil mi?

Hayır değil. Kapının önünde son model bir bmw var. Bütün aile onun borcunu ödemek için çalışıyor. Yaşlı anne temizliğe bunun için gidiyor.

Arabayı kullanıyor musunuz? diyorum.. Hayır, sadece tatillerde diyorlar. Çünkü Türkiye’deki akrabalara hava atılacak.

Aylık gelirin o topluma nispeten biraz daha iyidir, aileden gelen bir variyetin ve oturmuş bir yaşam tarzın vardır, bin abi sen zaten bmw’ye. Peynirin, zeytinin, salçan, ucuz diye Türkiye’den gelsin, giyim alışverişini ucuz diye yazdan yaza Türkiye’de yap… Yaşlı anneni temizliğe gönder, sonra bmw’ ye bin.

Zihniyet meselesi bazı şeyler..

Değişime direnç göstermek neyin mücadelesi? Hangi kazanıma istinaden bu inatlaşma? Mensubu olduğun topluma entegre olman için domuz eti yemen gerekmiyor ki? Saygılı olmanın ne demek olduğundan başlarsan zaten epey yol kat edeceksin. Öte yandan şu tüketim kültürün diyorum… Biraz mantıklı ol olur mu? Kimse bindiği arabayla saygı görmez, çevrende sana bunun için değer verenler varsa hemen gönder onları. Ama gözünü seveyim bırak bu kıroluğu… Bizi de senin gibi zannediyorlar sonra…

 

Yumurta Bayramı

Sabah güneşle uyandığınız bir günün öğleden sonrası dolu yağışına şahit olduğunuz bir ülkede, tatil için ne kadar ideal bir dönem seçtiğim tartışılır ama Yumurta Bayramı hazırlıklarına denk gelmem şans oldu benim için.

‘Yumurta Bayramı’  ya da bilinen adıyla  ‘Paskalya Bayramı’  Hristiyanlar için çok eski ve önemli bir dini bayram. Paskalya her yıl bahar aylarında (genelde Nisan’ın ikinci pazarı) kutlanıyor ve Hz. İsa’nın dirilişini simgelemesi açısından önemli. Burada yeniden doğuşu simgeleyen yumurta!

(Yumurta eski bir çok inanışta da dirilişi simgeliyor nedense. Din bilimcilerine bir sormak lazım)

Bu bayramın tavşanı meşhur. Bunu her köşe başında gördüğüm çikolata stantlarından anladım. Tavşan ve yumurta şeklinde çikolatalar var, renk renk! Nereye girsek devasa çikolata kuleleri! Aklımı kaçırmam an meselesi.. Öyle şirinler ki.. Acayip bir sektör gelişmiş. İnsanlar çılgınlar gibi çikolata alıyor. Bir alışveriş merkezinde dikkat ettim, bütün insanların sepetleri bunlarla doluydu.

Beni de tahrik ettiler : (  Neredeyse bir bavul dolusu çikolata ve kahve aldım. Gören de beni dini geleneklerine düşkün, muhafazakar bir Hristiyan sanacak.

Neyse, Paskalya günü hazırlanan özel çörekler oluyormuş (Paskalya Çöreği). Almanya’da bu bayramı aileler ya da arkadaşlar, bir araya gelip eğlenerek kutluyor. Osi anlattı bana, bir arkadaşlarının evinde toplanıp yemek yiyorlar, daha sonra hep birlikte ev sahibinin çeşitli yerlere saklamış olduğu yumurtaları aramaya başlıyorlarmış. Buldukları yumurtalarla da ellerindeki Paskalya sepetlerini dolduruyorlar.. Daha sonra da mumlar yakıp dua etme kısmı var..

Bu arada geldiğimden beri kaç kilise gezdim bilmiyorum. Bir tanesi modumun düşük olduğu bir güne denk geldi galiba… Yoksa girip mum yakmaz, dilek tutmazdım. Rahmetli babaannem ‘Hepimizin Allah’ı aynı kızım’ derdi. Dileğim gerçekleşir mi bilmem.. Ama ben bütün Tanrılar’ın kapısını çalıyorum…

Bazı alışkanlıklar bizimle büyür. Kinder Suprıse hastalığımı yakınlarım bilir. Çantamda mutlaka  ‘ölü’  ya da  ‘diri’  bir Kinder vardır. Yeni değil bu.. Küçükken de babamın aldığı kocaman oyuncaklara elimi bile sürmez ‘kinder var mı baba?’ diye sorardım.

Bu yüzden Osi’nin hediye ettiği yumurta çok değerli benim için.

Kocaman bir Kinder!

image

Amsterdam

image

Duffy dinliyorum sehre girdigimizden beri.
Zihnimde ucusanlari suraya yazsam deli diye bir delige tikarlar.
Kimsenin aklina gelmez kac kalbin üstüne bastigim. Öyle naif duruyorum..
Kac defter dürdüm bilseniz. En insancil olanimiz bile yiyor bu naneyi. Tanri yanimiza birakmiyor hicbir seyi:

Bunlar gecti aklimdan 2 kokteyl götürürken.

Yorgunluktan ölmek üzereyim. Berlin fotografi atamadim. Onlar büyük makinede : (

Daha cok yasamak icin neredeyse uyumuyorum. Pharmaton’u günde 3 tablete cikardim. Tatillerdeki amacim; sehrin en iyi yerlerini görmek, en iyi saraplari icmek, en güzel fotograflari cekmek, en iyi yemeklerini yemek…

Bu yüzden vakit yaratmanin her yolu benim icin mübah.

Böyle tatil yapmaktan hoslanan varsa bir vesikalik bir de boydan fotograf göndersin : )

Amsterdam

image

Özgürlükler sehri demelerine aldanmayin.
O ifade zihninde zincirlerle büyümeyenler icin gecerli.
Hangi kategoride görüyorsaniz kendinizi artik..
Marco diye bir cocukla tanistim. Cocuk dedigime bakmayin, insan degil..
Yolunu sasirmis bir ‘Nuri’ olabilir olsa olsa.

Nuri demisken… Dun Istanbul’dan kuduruk bir arkadasim aradi. Bazi insanlar gercekten utanma duygusunu tanimiyor.

- Naptin?

- iyiyim canim dinleniyorum simdi, sen nasilsin?

- Bosver beni, gördün mü bakim bir sünnetsiz?

- Nasil yani?!

- Hala yatmadin mi biriyle gerizekali?

- Biriyle yatmak icin gelmedim ki ben bunca yolu? Hasta misin?

- Hem abazasin; hem gerizekali! Kapat telefonu, görüsmeyelim bundan sonra mümkünse.

- Kirici oluyorsun ama..

- Simdi hemen fuck’in Almancasini ögreniyosun anlastik mi?

- Cildirmissin sen!

 

Fatma & Gökcan

Selam,

Bu ara Jamie Cullum dinliyorum..

Bazi insanlarin ne kadar temiz olduklarini ilk görüste anlarsin. Fatma ve Gökcan da bunlardan. Ikisi de yillar önce Almanya’ya göc etmis ailelerin cocuklari. Gökcan 43, Fatma 37 yasinda. Su ara evlilik telasindalar.

Acayip komikler, karnima agrilar girdi gülmekten. Türklüklerinden eser kalmamis ikisinin de.. Toplumun dayattigi sacma sapan kaliplardan öyle uzaklar ki..

Fatma bana el islemeli gelinligini gösterdi hevesle. Bir de farkinda olmadan gözlerindeki kipirtiyi ve telasi..

Tanisali henüz bir yil bile olmadan evlilik karari almislar. Erken degil mi? diye sormadan edemedim. Senelerce beklettiklerim aklima geldi istemeden. Ikisi de ne dedi biliyor musun?

‘Bazen hissedersin…’ Ne kadar zit olursan ol.. Bütün yollar O’na cikiyorsa… Hayattaki ilginc tesadüfler ikinizi bir araya getiriyorsa… Bu kaderdir..’

Nisan ayinin 30′undaki dügünlerine davet ettiler.

Ben derim ki, kimsenin pesinden kosma. Hayatinin geri kalan kisminda bir anlami olacaksa karsindaki kisinin, gelip yerini bulacaktir.

Benzerlikler sart degil, karsilikli beslenebiliyorsak.

Yeter ki baska ‘hesaplar’ girmesin isin icine…

Puzzle parcalari gibi hayat. Herkes uygun oldugu kareyi bir gun bulur. Bazen g.tünü yirtsan olmaz, bazen de gelip omzuna konuverir. Zorlamayacaksin bu yüzden, olacagi varsa olur. Olmuyorsa da sana iyi gelmeyecek bir seydir belki?

Basimiza gelenlere isyan etmeyecek kadar sabirli miyiz dogru kisiyi beklerken ya da ararken? Kötü süprizlere hazir miyiz? Asil soru bu.

Simdi Berlin… ve Amsterdam…!

Hamburg Taxi

image

Bütün taksiler mercedes!

Bir taksici kadar olamayan babam geldi aklima : )

Cok yoruldum! Alisveris yap, fotograf cek, müzeleri ve kilisleri gez, sehirdeki konser-opera-tiyatro etkinliklerine saldir.. Hani bir avuc sehirde ancak bu kadar paralar insan kendini! Allah’tan karnim tok sirtim pek.

Burada da gelenek bozulmadi, her gittigim yerden birer kahve kupasi aliyorum. 2 Adet Hamburg fincani aldim! Bir de Serkan’a Türk kahvesi icin pembe fincan aldim. Bayilacak!

Hamburg

image

Bu fotografi Hamburg’da cektim. Cok hosuma gitti..

Almanya yuzolcumun neredeyse yarisi köprulerden olusuyor : ) O köprulerin cogunda boyle kilitler var. Asiklar bu kilitleri takip anahtari nehre atiyor. Butun kilitlerin uzerinde kizin ismi, erkegin ismi ve kilitin takildigi tarih yaziyor.

Demek ki din dil irk ayrimi yapmaksizin dünyanin heryerinde tum insanlar iz birakmanin derdinde. Hatira yaratma pesinde.. Yanimda sevgilim olsaydi ‘biz de yapalim’ der miydim bilmiyorum. Adamina göre degisir. Bazen hisler yaniltir insani, tam bu defa buldum dersin. Bi bakmissin asik oldugun kabugun altindan bir hayvanat cikmis.

Ne demistik?

Hayat bir yol..

İz birakanlarin serefine icelim bu aksam : )

Guten appetit

Surekli birseyler yiyip icen birinin en sik duydugu kelime ne olabilir? -Afiyet olsun!

Su yerine bira iciyorum. Neredeyse agirligimca domuz eti yedim. 2 adim atip ‘yoruldum’ diye ciyakladigim icin etrafimdakiler sürekli nerde ne yenir kritigi yapiyorlar.. Soguk ve aclik beni cok sinirlendiriyor. Cirkeflesiyorum istemeden. Zayifliklarimin ustune gitmem gerekiyor.

Zaman o kadar duragan ki burada, yapilacak butun islerinizi bir saat icinde halledebiliyorsunuz. Mutlaka bir vakit kaliyor dusunmek icin, kendini dinlemek icin… Zaten benim gicik kalbim hep kulagimin dibindedir, hep bir seyler fisildar sinir sey. Bu defa gür bir sesle soyledi; zamana birak… O en iyi ilactir. Hayat degisir, kosullar degisir… Sen herseyi zamana birak. O gerekeni yapar..

Hafta sonu planimiz belli oldu : Hamburg, Berlin, Amsterdam…

Cok sik yazabilecegimi sanmiyorum, zaten yazilar kücük notlar halinde farkindaysaniz. Biraz sakinleyince bir Almanya yazisi hazirlarim artik.

Bu sabah icimde calan sarki: Someting Stupid…

 

Alles Klar!

Selamlar,

Ögrendigim bir kac Almanca kelime ile resmen havalara girdim. Cok ta zor gelmiyor teknigini bilmeden konusunca : )

Vücudumdaki alkolü seyreltebildigim ender zamanlarda oturuyorum pc nin basina.

Her sabah erkenden kalkip serin havada yürüyüsler yapiyoruz Osi ile birlikte.  Bu arada Osi cok seker bir cocuk, ilgisini surekli uzerimde hissediyorum. Butun gun fotograflarimi cekip duruyor. Ne dilediysem hemen gerceklestiriyor. Biraz dalginlastigimda hemen fark ediyor. Sayesinde iyi bir tatil geciriyorum.

Kahvaltidan sonra siki siki giyinip cikiyoruz. Her ne kadar tatil modunda bir bavul hazirladiysam da burda hava buz gibi. Osi’nin kiyafetleriyle cok komik gorundugumu söyleyebilirim. Hos, kimin umrunda : ) Keyfime bakiyorum.

Bremen cok büyük bir yüzölcümüne sahip degil, fakat görülmesi gereken cok fazla yer var. Mesela 2 gündür Nehirden ayrilamiyorum. Muhtesem fotograflar cektim fakat cok  büyük dosyalar oldugu icin yayinlayamiyorum. Vegesack Nehrinde kücük kayiklarla gezilebiliyor. Mutlaka görün.

Lindt’in outlet magazasini gezip ciddi sayilabilecek bir para harcadik. Mutluluk hormonu icin cikolatadan medet umanlardan degilim. Ama bir cikolata icin yapmyacagim sey yok. Olan bizim paraciklara oldu, gitmez olaydik.

Kizlar yurt disina ciktiginda kiyafet/ayakkabi/canta icin para harcar. Ben Thalia diye bir kitapci kesfettim. Cok buyuk bir kitapci, kitapci dedigime bakmayin hobi malzemeleri de satiliyor- Bizim D&R gibi.. Bir de tabi ki binbir cesit kahve ve yan urunlerinin satildigi bir kafe buldum. Cok lezzetli tatlilar var… Tipki Avusturya gibi, kafe&kahve&tatli kültürü inanilmaz gelismis. 3yil önce 10 gün icin gittigim Viyana’da nerdeyse obez olacaktim.

Bize yillardir schnitzel’i tavukla yedireni bir elime gecirirsem cok fena yapicam. Wirtshaus’a gittik dun aksam. Aman Tanrim! Hayatimda yedigim en lezzetli schnitzeldi. Yaninda da kocaman bir kac bira göturdum. Bira konusunda gurme olarak donecegim memlekete. Dönersem tabi : )

Bir kac arkadas edindim. Onlarla cok guzel vakit geciriyoruz. Birazdan Bella Vista adinda bir Italyan restoranina gidicez, beni bekliyorlar. Alkol sinirlarini zorlayacagim bir gece olacak digerleri gibi.

Yazarim sonra..

Sabahın Körü

Gunaydin,

Gerekliliklerden ötürü yapmaya alistigimiz bir seyi, zaruret hali ortadan kalkinca yapmaya devam etmenin nedeni ne olabiir? Aliskanlik di mi.. Sabahin köründe uyanma zorunlulugum ortadan kalkti ama malesef ayaktayim. Vücudum hep kötu seylere alisiyor! Yesil de bunlardan biriymis… Kötü bir seye alismisim farkinda olmadan.

Iyi olsa ruyamda gördugum icin bu saatte hortlamazdim. Bu arada suan saat 6… Hani o ruyayi gercekte görsem ne yapardim diye dusunuyorum simdi. Dunyanin en gerizekali kiziyla birlikteydi. Iyi de bundan banane!

Dedim ama… Banane degilmis demek ki.. Banane olsaydi misil misil uyurdum simdi..(insallah okumaz)

Bugün bunu düsünecegim..Nehir kenarinda turlarken, fotograf cekerken, schnitzel yerken, birami yudumlarken…

Tatilimi, ilk günümde burnumdan getirmeye calisan bilincaltimi s.keyim..

Dus alip cikmam lazim simdi. Guzel bir kahvalti yapmak istiyorum. Yazarim yine.

Michael Buble’li Zamanlar

02.04.2014

Sabah 5`te basladi gün. Neden bilmiyorum ama pek yorulmuyorum, yorulduysam da mizmizlanmiyorum boyle zamanlarda. Yeter ki bir yere  gitmek olsun mavzu bahis. Ucarim evelallah.

Bremen… Lesum…

Kac gün kalirim bilmiyorum. Muhtesem bir yerdeyim. Dunyanin en buyuk kaygilarinin def edilebilecegi… Sükunet ve dinginlik kokusu… Bu yuzden donus biletim acik. Lütfen yolunuz düssün buraya. Havalimanindaki suratsiz Alman polislere ragmen!

Kocaman bir yapilacaklar listesi var elimde. Detaylari anlatacagim. Fakat fotograf koyamayacagim siteye. Isterseniz intagram hesabimdan takip edebilirsiniz.

Almanya’daki ilk günümde, ögrendigim ilk Almanca kelimeyi, gidenlere ithaf ettim. “fick dich!” [verpiss dich]

Sehre inisimden 20 dakika sonra solugu dibinde aldigim beck’s bira fabrikasinin fotograflarini cektim, bilmiyorum neden. Ceyizime koyarim belki. Neyse.

Kirmizi sarap icecegim birazdan.

Romantik degil mi?

Sahi, gecen gün baska bir romantikten, tuhaf bir mesaj geldi.

“…Benim nazarim degse sen yasamiyor olurdun Bahar…”

Sunu anladim, bendeki denge sorunu kronik.. ve “platonik asklar”  hala gelmis gecmis en acikli hikayelerin basini cekiyor.

Yarin yazarim yine.

Kirmizi bir “syrah” kadeh bekler beni… Ispanya asilli kendisi.

Bir de Michael Buble!